Kendimizi ifade edişimizi, kafamızdaki soyut düşünceleri elle tutulur hale getirme çabamızdaki en büyük destekçilerimiz dilimiz ve kullandığımız sözcüklerdir. Sözcüklerin ortak bir ad altında toplanması ve yaygın bir şekilde kullanılır hale gelmesi süreci oldukça uzundur. Bu ortak ad altında toplanmayı ve evrensel bir kullanışa dönüşümü başaran sözcükler kavramsallık özelliği kazanarak kavram haline gelirler.
Peki nedir bu kavramlar? Güç kavramı, devlet kavramı, ölüm kavramı, yaşam kavramı, mutluluk kavramı, merak ve korku kavramı, savaş kavramı, barış kavramı, suç kavramı, ceza kavramı ve buna benzer sayfalar dolusu birçok kavram sayabiliriz. Bu kavramları kullanırken hakkını vermeyi başarabiliyor muyuz? Bu kavramların nerden nereye geldiklerini gerçekten anlamaya açıklamaya çalışıyor muyuz?
Ben kavramları anlama uğraşında henüz yolun başındayım. Şimdiye kadar ölüm ve ölümsüzlük kavramını, mutluluk ve mutlu yaşam kavramlarını anlamlandırmaya çalıştım. Bugün anlamlandırılması, tanımlanması en zor olduğunu düşündüğüm kavramlardan biri olan “zaman kavramını” ele almaya karar verdim.
Zamanı tanımlamanın zorluğunu zamanın özelliklerini sıralayarak azaltmaya çalışmalı. Zaman göreceli bir kavram olması yönünden diğer kavramlarla benzerdir fakat tamamen algısal ve insanın yarattığı bir olgudur fakat bu olguyu kendisinin yarattığını unutmuş gibi sürekli zamanla yarış halindedir. Ünlü bilim adamı Einstein “geçmiş, şimdi ve gelecek birer yanılsamadır; ancak vazgeçilmezdir” diyerek zaman kavramını özetler. Zamanın bu yanılsama özelliğini en çok yapmak istediklerimizi yapmaya zaman bulamadığımızda algılarız ve zamanın bizden önde gittiği bizleri geride bıraktığı yanılsamasına kapılırız. İşte bu yanılsamadır bizi zamanla yarış haline getiren. İnsan nadiren de olsa zamanın önüne geçmeyi başarsa da bu yarışın galibi çoğunlukla zamandır.
Bugünlere kadar aklıyla hayatta kalmayı başaran tek canlı insan ama insandan da önde giden bir şey var ki o da zaman. İnsan doğayı şartları kendine uydurmayı başarmış ama zamanı kendine uydurmayı başarmakta henüz yeterli değildir.
Tamamlanması gereken işlerimizi kafamızda hayal ettiğimiz zamanda bitiremememiz geçmişimizi, yapacaklar listemizdeki işler ise geleceğimizi oluşturur. Geçmiş zamanda yapamadıklarımız bu sebepten yanılsamanın başlangıç noktasıdır.
Deniz Ertoğlu